19 Aralık 2017 Salı
Neymiş? Eğer "karınca bile" derse karınca incinirmiş. O yüzden karıncaya "bile" dememek gerekirmiş. Tamam, doğrudur, ama... İnekleri, kuzuları, danaları, tavukları, hindileri hiç incinmemiş gibi, canları hiç acımamış gibi umursamadan, düşünmeden ye, boğaz zevkin için tüm bu hayvanlar acı çekerek öldürülsün, hapis hayatı yaşasın ama karıncaya gelince "bile" kelimesinden incineceğini düşün...
24 Kasım 2017 Cuma
3 yıldır vejetaryenim. (Et ve et ürünleri -ki buna tavuk ve balık da dahil- tüketmiyorum.)
Yaklaşık 2,5 yıldır veganım. (Hayvansal ürün tüketmemeye, kullanmamaya çok özen gösteriyorum.)
Canım halâ hiçbir hayvansal ürünü zerre kadar çekmiyor. (İrade kullandıkça güçlenir ve duygularınız üzerinde yeterince çalışırsanız onları da değiştirebilirsiniz. Örneğin ben köfteyi çok sever, peynirsiz olmaz diyen biriydim.)
Herhangi bir eksiklik hissetmiyorum. Artısı, fiziksel ve ruhsal olarak ve vicdanen çok daha iyi hissediyorum. Çiğ beslenmeyi arttırdığım zamanlar çok daha iyi ve enerjili hissediyorum.
3 yıl içerisinde hasta olma bakımından en fazla 1-2 kez soğuk algınlığı almışımdır. Başımın ağrıdığını ise hatırlamam.
Çevremin hayvanlara karşı şiddet, öldürme ve sömürmeleri destekleme vb. inançlarına karşın benim inancımda ve uygulamamda hayvanlara acı çektirmek, öldürmek, sömürmek, kan dökerek kutlama yapmak yok, çok şükür. Nelere sebep olduğunuza iyi bakın; kendi gözünüzle, kendi kulağınızla, kendi vicdanınızla. Her ne kadar tepki alsam da, vicdanım, tüm tepkilerinizden ağır basıyor. Şiddeti değil, sevgiyi tercih edin. Vicdanınızın sesini dinleyin, şükredin.
(07.09.2017)
Yaklaşık 2,5 yıldır veganım. (Hayvansal ürün tüketmemeye, kullanmamaya çok özen gösteriyorum.)
Canım halâ hiçbir hayvansal ürünü zerre kadar çekmiyor. (İrade kullandıkça güçlenir ve duygularınız üzerinde yeterince çalışırsanız onları da değiştirebilirsiniz. Örneğin ben köfteyi çok sever, peynirsiz olmaz diyen biriydim.)
Herhangi bir eksiklik hissetmiyorum. Artısı, fiziksel ve ruhsal olarak ve vicdanen çok daha iyi hissediyorum. Çiğ beslenmeyi arttırdığım zamanlar çok daha iyi ve enerjili hissediyorum.
3 yıl içerisinde hasta olma bakımından en fazla 1-2 kez soğuk algınlığı almışımdır. Başımın ağrıdığını ise hatırlamam.
Çevremin hayvanlara karşı şiddet, öldürme ve sömürmeleri destekleme vb. inançlarına karşın benim inancımda ve uygulamamda hayvanlara acı çektirmek, öldürmek, sömürmek, kan dökerek kutlama yapmak yok, çok şükür. Nelere sebep olduğunuza iyi bakın; kendi gözünüzle, kendi kulağınızla, kendi vicdanınızla. Her ne kadar tepki alsam da, vicdanım, tüm tepkilerinizden ağır basıyor. Şiddeti değil, sevgiyi tercih edin. Vicdanınızın sesini dinleyin, şükredin.
(07.09.2017)
12 Aralık 2016 Pazartesi
Soluk Mavi Nokta
Bu uzak gözlem noktasından, Dünya pek ilgi çekici bir yer olarak görünmeyebilir. Ancak bizler için durum farklıdır. O noktayı tekrar değerlendirin.
O burası. O yuva. O biziz.
Üzerinde sevdiğiniz herkes, tanıdığınız herkes, duyduğunuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını yaşadı. Bütün mutluluk ve kederlerimiz, binlerce kendinden emin dinler, ideolojiler ve ekonomik doktrinler, bütün avcılar ve toplayıcılar, bütün kahraman ve korkaklar, bütün medeniyet kuranlar ve yıkanlar, bütün krallar ve köylüler, bütün aşık ve genç çiftler, bütün anne ve babalar, umutlu çocuklar, mucitler ve kaşifler, bütün ahlak öğretmenleri, bütün yozlaşmış politikacılar, bütün "süperstarlar", bütün yüce liderler, türümüzün tarihindeki tüm azizler ve günahkarlar orada, Güneş ışığına asılı toz zerresinde yaşadılar.
Dünya muazzam kozmik alanda, çok küçük bir sahnedir. Tüm o generaller ve hükümdarlar tarafından dökülen kan ırmaklarını düşünün. O şekilde, şeref ve zafer içerisinde dönemlerinin efendileri olan, yalnızca küçük noktanın bir bölümünde.
Bu küçük pikselin bir köşesinin sakinlerinin, diğer bir köşenin farkları zorlukla ayırt edebilen sakinlerine yaptıkları bitmek bilmeyen zorbalıkları düşünün. Anlaşmazlıkları ne kadar doğaldı, başka birini öldürürken ne kadar heveslilerdi, düşmanlıkları ne kadar ateşliydi. Afra tafralarımızın, hayali ben-merkezciliğimizin, Evren'de ayrıcalıklı bir pozisyonda olduğumuza dair yanılgımızın boyunun ölçüsü, bu soluk ışıklı nokta tarafından alındı.
Gezegenimiz onu çevreleyen bu azametli kozmik karanlığın içerisindeki yalnız bir zerredir. Anlaşılmazlığımızın içinde, tüm bu muazzamlıkta, yardım için hiçbir ipucu başka bir yerden gelmeyecek... Bizi kendimizden kurtarmak için.
Dünya, bilinen tek yaşam barınağı. En azından yakın gelecekte, türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. Ziyaret, evet. Yerleşmek, henüz değil. Beğenin veya beğenmeyin, bu zamanda ayakta kalabildiğimiz tek yer Dünya'dır.
Gökbilim için mütevazi ve karakter geliştiren bir deneyim olduğu söylendi. Muhtemelen insanlığın kibirinin ahmakça oluşunun, bu küçük Dünya'mızın uzak resminden daha iyi bir kanıtı yoktur. Bana göre, bu resim birbirimizle ilişkilerimizi daha nazikçe kurmamızın ve "Soluk Mavi Nokta"yı koruyup ona değer vermemiz sorumluluğunun altını çizmekte...
Şimdiye dek bildiğimiz tek yuvayı.
Carl SAGAN
(11 Mayıs 1996'da, Carl Sagan, bir konuşmada fotoğrafı yorumlamıştır.)
(11 Mayıs 1996'da, Carl Sagan, bir konuşmada fotoğrafı yorumlamıştır.)
Carl Sagan - Pale Blue Dot/Soluk Mavi Nokta
https://www.youtube.com/watch?v=QMg19hbVQzY
https://www.youtube.com/watch?v=QMg19hbVQzY
*6,4 milyar km uzaklıktan Dünya, soldan sağa resmi geçen günışığı huzmelerinin birinin üzerinde, sonradan çizilen mavi dairenin ortasında, soluk bir mavi nokta olarak görülüyor. Huzmeler, güneşin fotoğraf karesine yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Noktanın bir huzmenin üzerine denk gelmesi tesadüftür.
Soluk Mavi Nokta, Dünyanın Voyager 1 sondası tarafından rekor uzaklıktan çekilen bir fotoğrafı. Fotoğraf, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösterir.
"Soluk Mavi Nokta", Carl Sagan'ın bu fotoğraftan esinlenerek 1994'te yazdığı kitabının da adıdır. Fotoğraf, 2001 yılında space.com tarafından en iyi on uzay fotoğrafından biri seçilmiştir.
Voyager 1 sondası, dış güneş sistemini incelemek maksadıyla ABD tarafından 5 Eylül 1977'de fırlatıldı. 14 Şubat 1990'da NASA, asli görevini tamamlamış ve artık Dünya'dan hayli uzaklaşmış olan Voyager 1'e yeni komutlar yollayarak Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenleri fotoğraflamasını sağladı. Gelen fotoğraflardan birinde, grenli bir siyah yüzey üzerinde uçuk mavi bir nokta görülüyordu. Bu, Dünya'ydı.
NASA web sitesine göre fotoğraf Dünya'dan 6,4 milyar km uzaklıktan çekilmiştir. Dar açılı bir objektif kullanılmış, mavi, yeşil ve mor filtreler takılmış, tutulum düzleminin 32° üstü hedeflenmiştir. Dar açılı objektifler, geniş açılı objektiflerin aksine, belli bir bölgeden ayrıntı görüntülemek için kullanılır. Dünya, fotoğrafta bir pikselden daha küçük bir alan (NASA'ya göre 0,12 piksel) kaplamaktadır.
Voyager, Venüs, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'ün de benzeri fotoğraflarını çekmiştir. Merkür'ün Güneş'e yakınlığı fotoğraflanmasına izin vermemiştir. Merih'in fotoğraflanması ise gün ışığının objektife girmesi nedeniyle mümkün olmamıştır. NASA, 60 kadar fotoğrafı bir mozaik şeklinde bir araya getirerek "Aile Fotoğrafı" dediği Güneş Sistemi resmini oluşturmuştur.
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Eline bayrak alıp salla, sorun değil, en azından şu sıralar yasak değil. Ama çocuğuna neredeyse ana dilinden önce yabancı dil öğretiliyor, dinin anlamadığın dilden öğretiliyor, evinde yaktığın ampul bile yurt dışından geliyor, imam gevurlara ettiği lafları onların ürettiği mikrofondan ediyor vs. Vatanı kurtardık denilen meydanlarda bunlardan hiç bahsedilmiyor.
Ah Oktay Sinanoğlu, şu vatanseverlerin hiç biri seninle ilgilenmedi, hiçbiri senin dediklerini diyemedi.
Ah Oktay Sinanoğlu, şu vatanseverlerin hiç biri seninle ilgilenmedi, hiçbiri senin dediklerini diyemedi.
Din konularına da merakım çoktur hatta bazı sorularımın (lisedeki arkadaşlarım ajandamın en arkasındaki soruları az-çok hatırlar belki) cevaplarını bir kitapçıda kitapları karıştırırken dini kitaplarda olabileceğini anladığımda, sürekli kitap okuma dönemine birkaç din konulu kitaplarla başlamıştım. Ama ne medyada ne meydanlarda hacı hoca kılıklı insanların, bağırarak böğürerek kızarak konuşan-anlatanların hiçbirini sevemedim. Ben bu tür insanlarda kin görüyorum, sevgi değil. Ve anlatım şekilleri, ses tonları hiç hoşuma gitmiyor. İnsan dediğin, bir şey anlatacaksa eğer, onu güzelce anlatmalı. Bağırmadan, böğürmeden, kızmadan, lanet okumadan, kindar ses tonuyla konuşmamalı. Her gece meydanda bu tür insanlar konuşma yapıyor. Ve ben bu hiç güzel olmayan konuşmaları istemesem de duyuyorum. Bu tür insanların konuşmalarıyla ne gençlerin ne toplumların iyi yönde gideceğine hiç inanmıyorum. Öyle içimden geldi, yazayım dedim.
-...
Ancak yoğurdu güzel yemesini bilenler, topluma da yoğurdu güzel yemeyi öğretirler. Bir birey herkese hitap etmek istiyorsa, konuşma ahlâkına dikkat etmelidir. Yıllarca din üzerine okumuş kişiler halâ güzel ve ahlâklı şekilde konuşamıyorsa, bence o insanlarda problem vardır. Bu tür insanların, dini sevgi yolundan değil, daha çok korku yolundan öğrendiğini düşünüyorum. Belki benim hoşuma gitmeyen anlatım tarzı sizin hoşunuza gidiyor olabilir. Sonuçta hepimiz farklı yaratıldık. Nefret ve kindar ses tonu ile anlatımı siz hoş karşılayabilirsiniz, ben ise nefret ve kindar ses tonu olarak karşılayabilirim sadece. Çocukken ben de Kur’an kursuna gittim. Her şeye kızan ve beş karış suratı olan bir hoca vardı. Sonuç olarak birkaç kez zorla gitmemden sonra gitmeyi bıraktım. Belki de yapım gereği, ben bu tür yapılan konuşmaları hiçbir zaman sevemedim çünkü daha konuşmacının ses tonunda sevgi yok. Sadece nefret var, kızmak var, suçlamak var, kin var. Bu yönde değil sadece din, herhangi bir konunun anlatılmasını dahi doğru bulmuyorum. Özellikle de çocukların üzerinde güzel izler bırakacağını düşünmüyorum. Davranışlarımızla, özellikle de tv’lerde toplum önüne çıkan ve gerek ailelerin çocuklarına davranışlarıyla güzel örnek olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ne ekersen onu biçersin. Sevgi ve hoş bir ses tonu ile anlatmaktansa sürekli bağırarak, kızarak vb. anlatmayı da pek mantıklı göremiyorum. Size göre akıllıca ve mantıklı olabilir. Siz dinleyin öyleyse.
-...
Ancak yoğurdu güzel yemesini bilenler, topluma da yoğurdu güzel yemeyi öğretirler. Bir birey herkese hitap etmek istiyorsa, konuşma ahlâkına dikkat etmelidir. Yıllarca din üzerine okumuş kişiler halâ güzel ve ahlâklı şekilde konuşamıyorsa, bence o insanlarda problem vardır. Bu tür insanların, dini sevgi yolundan değil, daha çok korku yolundan öğrendiğini düşünüyorum. Belki benim hoşuma gitmeyen anlatım tarzı sizin hoşunuza gidiyor olabilir. Sonuçta hepimiz farklı yaratıldık. Nefret ve kindar ses tonu ile anlatımı siz hoş karşılayabilirsiniz, ben ise nefret ve kindar ses tonu olarak karşılayabilirim sadece. Çocukken ben de Kur’an kursuna gittim. Her şeye kızan ve beş karış suratı olan bir hoca vardı. Sonuç olarak birkaç kez zorla gitmemden sonra gitmeyi bıraktım. Belki de yapım gereği, ben bu tür yapılan konuşmaları hiçbir zaman sevemedim çünkü daha konuşmacının ses tonunda sevgi yok. Sadece nefret var, kızmak var, suçlamak var, kin var. Bu yönde değil sadece din, herhangi bir konunun anlatılmasını dahi doğru bulmuyorum. Özellikle de çocukların üzerinde güzel izler bırakacağını düşünmüyorum. Davranışlarımızla, özellikle de tv’lerde toplum önüne çıkan ve gerek ailelerin çocuklarına davranışlarıyla güzel örnek olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ne ekersen onu biçersin. Sevgi ve hoş bir ses tonu ile anlatmaktansa sürekli bağırarak, kızarak vb. anlatmayı da pek mantıklı göremiyorum. Size göre akıllıca ve mantıklı olabilir. Siz dinleyin öyleyse.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
