6 Şubat 2014 Perşembe

1905 & 2005
Market Street in San Francisco 
http://www.youtube.com/watch?v=NINOxRxze9k
http://www.youtube.com/watch?v=Vqcz_tllnwM
Açık büfelere "Yiyebileceğiniz kadar alın.
Yetmezse gelin, bir daha alın." yazılmalı.
Açık büfe olunca, bazıları tabağında en yüksek dağ yapma yarışına giriyor sanki. Sonra? Çöpe. Ama bazıları öyle çok alıyor ki, sanırsın iki gündür bir şey yememiş. Meğer yiyemediklerini, çantasında gizlediği poşete koymak için çok almış.
Para verdi de almak sınırsız oldu ya... çatlayana kadar yer, çantasıyla da götürebildiği kadar götürür. Her türlü insanımız mevcut. 
Haklı olduğun halde kanunen hiçbir şey yapamazsan ve hakkını ararsan, sana terörist derler.
Kısacası, bu ülkede hakkını ararsan terörist olursun.
Bir kitap yazdığını düşün. Neden yazdın? En genel ve basit cevabı ile, düşüncelerini daha çok kişiye iletebilmek için. Kitabını bastırdın… dağıtımlar başladı… ve artık piyasada. Bir merakla bekliyorsun, acaba satılır mı? … Kitabın tek tük gidiyor… yavaşça satmaya başlıyor… Satıyor… satıyor… Kitabın satışları artıyor. Evet! Kitap çok satıyor! Kitap beğenildi! Daha çok, daha fazla basım yaptırıyorsun. Binler satıyor… yüzbinler satıyor… Milyonlara çıktı! Artık neredeyse her yüz kişiden biri senin kitabını alıp okudu. Ve halâ satmaya devam ediyor. Kitabın bugüne kadar en çok satılan kitaplar arasına girdi. Evet! Artık neredeyse herkes senin kitabını okuyor! En doğru bulduğun düşüncelerin, artık insanlar üzerinde etkili olmaya başlayacak. Artık toplum, daha bilinçli, daha iyi bir seviyede yaşama yolunda adımlar atabilir. Artık toplumun daha güzel yaşamasını bekliyorsun, buna bütün kalbinle inanıyorsun. Yavaşça değişeceğiz, yakında… çok yakında. Yavaşça olacak… Olacak… Bu hafta? … Olmadı. Yarın belki. Evet, yarın… Evet? Hm, belki aceleci davrandın. Belki tam kavramadılar? Belki cesaret edemediler farklı düşünceleri uygulamaya. Bir hafta geçsin bakalım, belki önümüzdeki hafta… Belki… Bir ay daha bekleyelim. Haftalar geçiyor, aylar geçiyor… Çok satmaya başladığından beri tam bir yıl oldu. Ve? Ne oldu? Herkes okuyor ama! Sen okudun mu? Evet! Ya sen okudun mu? Evet! Ve? Ama bir şey var… Herkes okuyor, ama kimse okuduğunu anlamıyor!


Kâbe, (Arapça الكعبة المشرفة ‎, hürmetli mescitMekke'de bulunan yaklaşık olarak küp şeklinde bir ibadethanedir. İslâm dininin ilk ve en kutsal mekânı kabul edilir. Bu yapının etrafında Mescid-i Harâm bulunur. Kur'an'da Kâbe'nin İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edilmiş olduğu belirtilir.
Dünya'daki bütün Müslümanlar, nerede olurlarsa olsunlar, namazlarını Kâbe'ye dönerek kılarlar. Kâbe'nin olduğu yöne kıbledenir. İslâm'ın beş temel şartından biri olan Hac sırasında Kâbe; farz olan ziyaret tavafı ve vacib olan veda tavafı ile en az iki kere tavaf edilir. Bunların dışındaki tavaflar ise sünnettir. Tavaf, (yukarıdan bakıldığında) saat yönünün tersine bir yönde Hacerü'l-Esvedköşesinden başlayarak Kâbe'nin etrafında yedi tam tur yürümektir. Tavaf sırasında dönülen her bir tur'a ise şavt denir. Tavaf ayrıcaUmre'nin de şartları arasındadır. Hac sırasında yaklaşık 6 milyon hacı toplanarak aynı gün tavaf yaparlar.

Kaynak: Wikipedia
Şemsiyeni açsan bir türlü, açmasan bir türlü.
Çünkü yağan biraz bereket, biraz zehir.
Hayvancılık azaltıldı, yeşil alan azaltıldı.
Geliştiğimizi ifade ediyormuş beton şehir!
Kimisi kuşlar aç kalmasın diye onlara ekmek atar, kimisi de onları zevkine avlar. İkisi de insan. Biri öldürmekten zevk alır, biri yaşatmaktan.
"Ölmekten korkuyorsun, yaşamaktan korkuyorsun.
Bu ne biçim bir gidiş!"
Neale Donald Walsch
http://www.streetfilms.org/groningen-the-worlds-cycling-city/

İzlerken bile mutlu oldum.
En gencinden en yaşlısına kadar herkes bisiklet kullanıyor.
Bisiklet yolları, bisiklet parkları, merdivenlerdeki bisiklet yolları...
15 dakika 35 saniye. Keyif alarak izledim.
Sırt üstü yatıyorsun denizinde Mağusa'nın. Güneş batıyor, gökyüzünün laciverti yavaşça kararıyor, yıldızlar birer birer parlıyor. Hiç ses yok, ışık yok, dalga yok, rüzgâr yok, çevrede senden başka kimse yok. Karanlığın içinde sadece gökyüzüne bakıyorsun. Yavaşça çıkan harika yıldızlardan başka bir şey görmüyorsun. Sadece onlara bakıyorsun. Uzun uzun izliyorsun. İzledikçe, daha çok yıldız görüyorsun. Her biri ayrı yerden parlıyor, yavaşça izliyorsun, uzun uzun.